Mustafa Özdalgıç: Köprüden önce son çıkış!

Pamukkale Turizm Genel Müdürü Mustafa Özdalgıç: 2014 yılı Ağustos ayında Taşıma Dünyası’na verdiğim röportajda ‘değişime direnmememiz ve iş yapış modellerimizi değiştirmemiz’ gerektiğini açıklamıştım. Ama üzülerek belirtmeliyim ki, hepimiz geçtiğimiz yılları hovardaca boşa harcadık! Ama artık köprüden önce son çıkıştayız! Köprüyü geçersek bu işin geri dönüşü yok! Pandemi ile birlikte zorunlu değişimlere ayak uydurarak mutlaka iş yapış şekillerimizi değiştirmeliyiz! Bu opsiyon değil zorunluluktur!

RÖPORTAJ 10.07.2020, 11:41 11.07.2020, 10:24 Taşıma Dünyası
Mustafa Özdalgıç: Köprüden önce son çıkış!
RÖPORTAJ: Erkan YILMAZ 

Pamukkale Turizm Genel Müdürü Mustafa Özdalgıç, karayolu yolcu taşımacılığı sektörünün en önemli profesyonel yöneticileri arasında yer alıyor. Yaptığı açıklamalar ve tespitler sektör için çok önemli kazanımlar sağlıyor. 2014 yılında gerçekleştirdiğimiz röportajda yapılan tespitlerin bugün ne kadar değerli olduğunu gözlemleyebiliyoruz. Ancak sektör o günden bugüne değişime direnmeye devam etti ve ediyor. Pandemi süreci sektörün önünde aslında tek bir çıkış yolu olduğunu gösterdi. Mustafa Özdalgıç ile hem sektörün neden bu değişimine direnmeye devam ettiğini hem de pandemi sürecinin getirdiği sonuçları konuştuk. 

Bu röportaj sektör yolculuğuna önemli bir tarihi not olarak da düşecek. İlerleyen yıllarda, aynen 2014’teki gibi, “sektör neden yapması gerekenleri yapmadı” diye sorgulayacağız. Ama umarım sektör mensupları atmaları gereken adımları atarlar ve geleceğe daha sağlıklı bir yapıda ulaşabilirler.

BEKLENTİLERİMİZ HAYAL OLDU 

■ Tüm taşımacıların bu yıldan beklentileri çok olumluydu. Siz 2020’ye başlarken ne düşünüyordunuz? 

▼ 2019 yılı genel olarak, özellikle de yaz sezonu oldukça iyi geçmişti. Pandemi olmadan önce beklentimiz 2020 yılının 2019 yılından daha iyi olacağı yönündeydi. Ancak dünyada yüz yılda bir görülen bu salgın sonrası hepimizin 2020 yılına ait beklentilerinin gerçekleşmesi hayal oldu.

İKİNCİ TAVAN FİYAT FELAKETTİ

■ Koronavirüs sürecinde bir kargaşa ortamı da oluştu. Otogarlar kapandı. Yüzde 50 taşıma kuralı geldi. D2 belgelilere taşıma hakkı verildi. Oluşan bu garip ortamda çok fahiş fiyatlarla taşıma yapılması gündeme geldi. Ardından tavan fiyat yayınlandı. Bu fiyatlar yüksek, ‘aileler yan yana otursun, indirim yapalım’ derken ikinci bir tavan fiyat yüzde 30’lara varan indirimle yayınlandı. Bu da sektörde tartışmayı büyüttü. Tavan fiyatlar ve süreçle ilgili siz neler söylersiniz? 

▼ Otogarların kapalı olduğu dönemde “kurt dumanlı havayı sever” misali, çoğu D1 belgeli olmayan taşımacılar sahneye çıktı. Uyguladıkları fahiş fiyatlarla kamuoyunda, “fırsatçı otobüsçüler” algısının oluşmasına sebep oldular. Bunun sonucunda Altyapı ve Ulaştırma Bakanlığı belirli aralıklarla iki Tavan Ücret Tarifesi yayınladı. Kendi içerisinde dahi birçok çelişkiler barındıran ikinci Tavan Ücret Tarifesi; otobüsçü için felaket(!) demekti. Yeni tarifedeki belli başlı yanlışları sıralarsak;
- Birçok güzergâhta, Haziran 2019 uygulanan fiyatların altına inilmiştir.
- Tarifedeki 400 kilometreye kadar olan dilimlerde kilometre aralıkları 25 ile 50 km olarak hesaplanırken, 400 km’ye gelince birden bire 150 km eklenmiş 401-550 km dilimi oluşturulmuştur. 150 km için ise 5 TL artış verilmiştir. Tarifedeki birçok mesafe dilimi için her 100 km‘ye 20 TL ücret artışı verilirken 401-550 km arası 150 km için 5 TL ücret artışı verilmesi, tarifenin kendi içinde de tutarsız olduğunu ortaya koymak için tek başına bile yeterlidir.

ORTA MESAFEYE BÜYÜK DARBE 

Ne acıdır ki, 401-550 km arası bu dilim, sektörde en çok kullanılan orta mesafe dilimi olup sektöre büyük darbe vurmuştur.
- Yine orta mesafede 400 km 120TL iken, 700 km ücreti 130 TL olarak değerlendirilmiştir. 300 km mesafeye 10 TL fiyat farkının nasıl bir hesaplama yöntemiyle elde edildiğini bilmek de anlamak da mümkün değildir.
- Sektörün çok yoğun olarak kullanmadığı İstanbul-Çanakkale güzergâhında feribot ücretini bilet fiyatlarına yansıtma hakkı tanınırken, İstanbul’dan en çok kullanılan Anadolu illeri ve Ege istikametlerinde toplamda daha çok masraf demek olan Yavuz Sultan Selim, Osmangazi köprüleri ve başta İstanbul-İzmir Otoyolu olmak üzere diğer otoyol ücretlerinin bilet fiyatlarına yansıtılmasına izin verilmemiştir.

Tarifeden konu açılmışken, bir hususu da belirtmeden geçemeyeceğim. Özellikle ikinci Tavan Ücret Tarifesinin düşük kaldığından şikâyet edip, feryat ederken bazı arkadaşlarımızın son günlerdeki hesapsız fiyat indirimlerini görünce, insan “bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” diye sormadan da edemiyor!

ACİL EYLEM PLANI

■ Koronavirüs süreci başladığında iş süreçlerinizin bu kadar etkileneceğini düşünüyor muydunuz? Şirketin yapması gerekenler noktasında ilk kararınız ne oldu? 

▼ Sadece biz değil, sanıyorum ki, tüm dünya pandeminin bu boyutlara ulaşacağını tahmin etmiyordu. Bugün hala yüzyılda bir yaşanan böyle büyük bir salgının nerede duracağını kestirmek ve sonuçlarını tahmin etmek çok mümkün görünmüyor. Biz de Mart ayı sonu itibarıyla kademeli olarak sistemi durdurmak demek olan “Acil Eylem Planı”mızı devreye aldık ve 3 Haziran 2020 tarihine kadar bu plan yürürlükte kaldı.

ŞEHİRİÇİ TERMİNALLER

■ Yurt genelinde 200 şubeyi kapatıp 50 bilet satış noktası ile devam edeceğiniz yönünde bir açıklamanız var. Bu süreç ne durumda? Kaç noktayı kapattınız? Artık internete daha fazla yoğunlaşma planınınız olduğunu söylüyorsunuz. Koronavirüs süreci öncesinde internetten bilet satışınız ne durumdaydı, bugün ne durumdasınız?

▼ Öncelikle şunu belirteyim; Türkiye genelinde 200 şehiriçi terminalimizin kapatılması 6 ay ile 1 yıl arasında tamamlanacak bir süreçtir. Pandemi sürecinde tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de internet satışlarında ciddi artışlar oldu, hatta patlama yaşandı. Pandemi öncesi dönemde satışlarımızın yüzde 50’si internet siteleri ve mobil sitemizden gerçekleşirken pandemi sonrası bu oran toplamda satışların yüzde 70’ini yakaladı. Bu oranın zaman içerisinde daha da artacağına inanıyorum. Bu sebeple şehirlerin belirli merkezlerinde bazı şehiriçi terminallerimizi açık tutarak diğerlerini kapatmak en mantıklı ve verimliliği arttırmak için iyi bir çözüm olacaktır kanaatindeyim.

ARZ TALEP DENGESİ BOZULDU

■ Turizm taşımacılarının bir umutla şehirlerarasına yöneldiği, ancak bunun da sektörde arz talep dengesizliğini daha da büyüttüğü ve yıkıcı rekabetin de arttığı dile getiriliyor. Siz neler söylersiniz? 

▼ Haziran sonu gelmesine rağmen pandemi sebebiyle iç turizm istediğimiz yoğunluğa hâlâ ulaşmadı. Bu düşük yoğunluk için, D1 belgesine kayıtlı araçlar bile fazla gelirken turizmden gelen araçlar arz talep dengesizliğine ve sektörün kronik rahatsızlıklarından birisi olan hesapsız(!) fiyatların uygulanmasına sebep olduğunu üzülerek görüyoruz.

BİLET SATIŞINDA ARTIŞ 

■ 1 Haziran normalleşme süreci ile birlikte seferler hangi seviyeye geldi. Geçen seneye göre değerlendirdiğinizde kayıp veya düşüş hangi noktada?

- Haziran ayının ilk yarısı itibarıyla sefer ve yolcu sayısında 2019 yılı rakamlarımızın yüzde 45’ine ulaştık. Haziran sonunda yapılacak üniversite sınavlarının tamamlanması ile birlikte yüksek yoğunluklu sezonun başlayacağını umuyorum. Temmuz ayı başından itibaren ileri tarihli bilet satışlarında ciddi artışların olması bu umudumuzu kuvvetlendiriyor.


%50 TARAFLIDIR, ADİL DEĞİLDİR

 Sektörde yüzde 50 kapasite şartına yönelik havayolu taşımacılığı ile bir ayrımcılık yapıldığı yönünde eleştiriler üzerine neler söylemek istersiniz?

▼ Bu konuda en son söyleyeceğimi en başta söyleyeyim: Bu uygulamanın yanlış olduğu su götürmez bir gerçektir. Kesinlikle yanlıştır! Taraflıdır ve adil değildir! Salgın riskinin havası, denizi, karası olmaz! Otoriteler, virüsün bulaş için en çok sevdiği ortamların sosyal mesafenin ihlal edildiği ortamlar olduğunda hemfikirler. Bu noktadan hareketle, “balık istifi yolcu taşıyan uçaklar bulaş riskinin en yüksek olduğu ortamlardan birisidir” desek yanılıyor olur muyuz? Kesinlikle hayır! Otobüslere göre uçakların uçuş sürelerinin kısa olmasını gerekçe göstererek kapasite kısıtlanmasına gidilmediğini söyleyenlere ve uçak yolculuğunu tavsiye edenlere sormak isterim: bir saatten kısa süren uçuş var mıdır? Tabii ki yok! Uzmanlara göre bulaş için bir saat yetip de arttığına göre; risk havada da karada da aynıdır! Öyleyse bu kapasite kısıtlaması ya tüm taşımacılık modlarında uygulanmalıdır ya da otobüslerden de acilen kaldırılmalıdır. Kaldı ki, otobüslerin dışarıdaki havayı otobüs içine çeviren klima sistemleri, araç tavanlarındaki havalandırma kapakları, sık mola verilmesi ile araç içinin havalandırılması imkânları sebebiyle uçaklara göre daha sağlıklı ve daha güvenlidir.

BEN DURAYIM BİRİLERİ YAPSIN…

■ Pandemi sürecinde çok dile getirildi, siz de söylediniz: “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.” Peki, sektörde yeni düzen nasıl olacak? Koronavirüs sektöre ne gibi değişimler getirecek?

▼ Malumunuz olduğu üzere, “Hiçbir şey eski gibi olmayacak” deyip iş yapış şekillerini değiştirmeyip eski yöntemlerle iş yapmakta ısrar etmek sıkıntıların en büyüğüne davetiye çıkarmaktır. Hem “hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” de, sonra da “ben eskisi gibi devam edeyim, değişmeden aynı kalayım” anlayışına sahip ol! Bugüne kadar sektörümüzün, sorunlarını çözmede yetersiz kalmasının temel nedenlerinden birisi de budur! “Ben durayım birileri adım atsın!” Bu anlayış ile bir arpa boyu yol alınamaz! Vitese takılmayan araca gaz vermek nasıl ki aracı hareket ettirmiyor, araç yerinden kıpırdamıyorsa; icraata dönüşmeyen sözler de boş bir slogan ve hoş bir temenniden öteye geçmez! Hal böyle olunca da sorunlar birikir, maliyetler altından çıkılmayacak boyutlara ulaşır ve her geçen gün bir önceki günü aratır! En sonunda da hazin son kaçınılmaz olur!

YILLARI HOVARDACA HARCADIK

Gazetenize Ağustos 2014’te verdiğim mülakatta, “Değişime direnmek, suyu dövmeye benzer, değişmemek mümkün değil. Bir kere, insanların ihtiyaçları ve beklentileri değişiyor. Şirketler de buna göre pozisyon almak ve değişmek zorundalar. Sektörümüz bir kurtarıcı arıyor, biri gelsin yapsın. Ama herkesin ‘kurtarıcı’sı bile farklı. ‘Benim adıma birileri sorunları çözsün, ben bir şey yapmayayım, bir şey üretmeyeyim’ şeklinde birilerine bir misyon yükleme çabası var. Ama sektörümüzün sorunları birkaç kişinin bir şeyler yapması ile düzelebilecek boyutu aştı çoktan. Çok daha ağır sorunlarımız var. Geldiğimiz noktada biz, hepimiz aynı anda değişmek zorundayız” demiştim. Üzülerek belirtmeliyim ki hepimiz geçtiğimiz yılları hovardaca, boşa harcadık! Ama artık köprüden önce son çıkıştayız! Köprüyü geçersek bu işin geri dönüşü yok! Pandemi ile birlikte zorunlu değişimlere ayak uydurarak mutlaka iş yapış şekillerimizi değiştirmeliyiz! 

Bu opsiyon değil zorunluluktur! 

Üzülerek belirtmeliyim ki, 1 Haziran tarihinden itibaren başlayan normalleşme süreci ile beraber sektörel kronik(!) hatalarımız nüksetti. Kısıtlı kapasite olmasına rağmen geçen senenin fiyatlarının altında fiyat belirlemek hangi akla hizmettir? Kimin çıkarınadır? Bilen varsa beri gelsin! Koronavirüs kronik rahatsızlığı olanlar için daha öldürücü oluyorsa kronikleşmiş hatalarda ısrar eden firmaların da varlıklarını sürdürebilmeleri mümkün değildir!

MÜŞTERİ SERVİSİ 

■ Şu an yine gündemde olan ve yıllardır da çok konuşulan şehiriçi ücretsiz servislerin kaldırılması veya başka bir modele dönüştürülmesi konusundaki düşüncenizi alabilir miyiz?

▼ Şehiriçi servisleri “iş yapış şekillerimizi değiştirelim” sözünden ayrı tutamayız. Sözün özü; ücretsiz servis hizmetlerini eski şekliyle sürdürebilmek artık mümkün değildir! Atlanmaması gereken en önemli nokta; servis hizmetlerini, genel değil, il il hatta bölge bölge değerlendirmek ve aksiyon planlarımızı “bölgelere özel” olarak belirlemek şarttır. Yani bir bölge için servisi kaldırmak doğru bir karar olurken başka bir bölge için yanlış olup sektörün aleyhine olabilir. Örneğin İstanbul Avrupa yakası için servis hizmetini kaldırmak kararı da dâhil servisler ile ilgili tüm seçenekler masada olmalı, ancak Anadolu yakası için bu seçenekler oldukça sınırlıdır. Çünkü Anadolu yakasındaki otobüs firmalarının hareket merkezleri farklı yerlerde ve bu merkezlere toplu taşıma ile ulaşmak zor ve/veya pahalı, ancak Sabiha Gökçen’e ulaşmak daha kolay ve ekonomiktir. Hal böyle iken Anadolu yakasında “servisleri kaldıralım” düşüncesi tasarruf değil sektöre zarar vermektir. Bu örnekte olduğu gibi servis konusunu her bölge için ayrı ayrı değerlendirmek ve bölgeye özel kararlar almak, sektörün faydasına olacaktır. Asla unutmamamız gereken, diğer ulaşım modlarına avantaj sağlayacak hiçbir karar bizim için tasarruf değil tam tersi gelir kaybıdır, zarardır.



SEKTÖRÜN TEMSİL SORUNU VAR MI?

■ Bu süreçte meslek örgütleri de çok eleştirildi. Siz meslek örgütlerinin performansı anlamında neler söylersiniz?

▼ Federasyonlarımızda ve derneklerimizde mesai yapan tüm arkadaşlarımıza özellikle teşekkürü bir borç biliyorum. Ancak geldiğimiz noktada alınganlıklardan uzaklaşarak sektörümüzün “temsil sorununun” olup olmadığını sorgulamanın hepimizin menfaatine olduğunu düşünüyorum. Sektörün büyüklüğü, hacmi ve ulaştırma içindeki payı gün gibi aşikârken sesimizin yeterince duyulmaması ve/veya yetkili makamlar tarafından yeterince dikkate alınmamamız üzerinde ciddi ciddi düşünmemiz gereken konu değil midir? Bizi dinleyen çok ama uygulamaya gelince haklı şikâyetlerimizi ve önerilerimizi dikkate alan maalesef yok! Bunun çok değişik sebeplerinin olması muhtemeldir. 

Geldiğimiz noktada geçmişe takılmadan, geleceğe odaklanarak yeni yüzler ve “kanunla kurulmuş yeni bir yapı” ile yola devam edilmelidir. Yeni yapılanmanın amacı bugüne kadar görev yapan ve birikimi olan arkadaşları bertaraf etmek olmamalıdır. Onların da içinde olduğu, ama daha çok “eli taşın altında olanların”, muhataplarının karşısına oturduklarında iç yangınlarının gözlerinden okunacağı firma sahiplerinin çoğunlukta olduğu bir yapı daha faydalı olacaktır. Sorunlarımızın çözümünü başkalarından beklemek ve/veya kurtarıcı beklemek abesle iştigaldir! Sıkıntılarımız belli, çaresi de biziz! Bize, bizden başka yardım edecek başka bir güç yoktur. Karşısındakine saygı duyan ve birbirine güven duyan kişilerden oluşacak yapının ilk yapması gereken “Az laf, çok matematik” ilkesini benimsemek olmalıdır. Boş muhabbetleri bırakıp rakamlarla konuşmalı ve firmalarımızı mutlaka rakamlarla yönetmeli, sektöre rakamların ışığında yön vermeliyiz. Ticaretin doğasına aykırı ve/veya mantıki dayanağı olmayan duygusal kararlar almak yerine rasyonel davranmalıyız. “Zararına ticaret yapılmaz!” ilkesi sektöre hâkim olmalı ve rakamlar bize ne emrediyorsa kesinlikle onu yapmalıyız!

İŞİMİZ BİSİKLET SÜRMEYE BENZİYOR

■ Sektörde yeni firmalar kuruluyor, eski değerli firmalar yeniden faaliyete geçiyor, Bu konuda sizin değerlendirmeniz nedir?

▼ Ben, kendi adıma hizmette rekabetin artmasına katkı sağlayacağından hareketle, bu girişimleri olumlu buluyorum. Kamuoyu için marka adı ve mazisi elbette çok önemlidir. Ama bunlar kadar hatta bunlardan daha önemli olan markanın söyledikleridir. Yani sunduğu hizmetler ve bu hizmetlerinin sürdürülebilir olmasıdır. Bizim işimiz bisiklet sürmeye benzer. Sürekli pedal çevirmeniz gerekir. Pedal çevirmeyi bıraktığınızda bir süre daha gider sonra da düşersiniz! Yani bisikletin markası ve kaç yıllık olduğu ayakta kalmak, düşmemek için tek başına asla yeterli değildir. Pedal çevirdiğiniz sürece yol alırsınız. ■


BEKLENTİLER

DAHA FAZLA MASRAF, DAHA AZ GELİR 

- Yukarıda anlatmaya çalıştıklarımın özeti ve özü: 

“Köprüden önce son çıkıştayız! İş yapış şekillerimizi mutlaka değiştirmeliyiz!” Bunlar ilgililerin yani bizlerin yapacağı işlerdir. 
Bunun yanında yetkililerden de beklentilerimiz vardır. Normalleşme kararlarıyla krizden çıkmaya çalışan sektörümüz;
- Uçaklarda, dolmuşlarda uygulanmayan sosyal mesafenin sadece otobüslerde uygulanması ile yaşadığı kısıtlı kapasite kullanımı,
- Otogar çıkış ücretlerindeki kısmi düşüş harici maliyetlerde hiç bir azalma olmaması,
- Uçaklar başta olmak üzere, diğer alternatif ulaşım araçlarına sağlanan destekler (Örneğin uçak biletlerinde KDV yüzde 1, uçak yakıtlarına ÖTV yok),
- Pandemi ile birlikte, özel araç kullanımının her geçen gün artması sıkıntıları ile boğuşurken son tavan ücret tarifesi, işi, içinden çıkılamaz hale getirmiş ve sektörü hazin bir sona doğru sürüklemektedir.
Bu sebeple şehirlerarası otobüslerde tam kapasite kullanımına acilen izin verilmeli ve ücret tarifelerinde, pandemi öncesinde olduğu gibi her firma Bakanlığa müracaat ederek kendi fiyatlarını alabilmelidir. (Türkiye’de şehirlerarası faaliyet gösteren 324 adet firma bulunuyor. Fiyat rekabeti hiçbir sektörde olmadığı kadar, hatta olması gerekenden de fazla).

Daha çok masraf, ama daha az gelir şeklinde özetlenebilecek “mevcut duruma devam edin” demek; 
- Otobüs kazalarının daha çok artması,
- Sektörel daralmanın doğal sonucu olarak, azalan istihdam yani artan işsizlik,
- Finalde ise kaçınılmaz son iflaslar demektir.

UNUTULMAMALIDIR 

Bu sektör, tedarikçileri ile birlikte yüz binlerce vatandaşımızın ekmek kapısıdır. Sektörü yaşatmak için müdahale ve destek günü bugündür! Aksi takdirde geç kalınarak, yapılacak düzenlemeler, hatta verilecek destekler; dünyada karayolu taşımacılığında model olan ülkemizdeki karayolu yolcu taşımacılığını kurtarmaya yetmeyebilir. Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana yol olmayan ülkemizde tahta kasalı otobüslerle yolcu taşımacılığı otobüsçüler ellerini hep taşın altına koydu. Bir asırlık sürede kimler geldi, kimler geçti. Birçok firma sahibi, servetini hatta hayatını bu sektör için kaybetti. 

Devletimizden sektörümüze sahip çıkmasını ve bekleyen idari düzenlemeleri bir an önce yapmasını istemek ahde vefa adına en doğal hakkımızdır.



Yorumlar (0)
banner72
16
parçalı bulutlu