Türker Başkurt'un Hayatı ve Otobüsçülük Tarihi

Türker Başkurt’un öz yaşam öyküsü ve otobüsçülük tarihi, “Samsun istikametinden gelip…”

21 Şubat 2018 Çarşamba 12:58
Bu haber 5259 kez okundu
Türker Başkurt'un Hayatı ve Otobüsçülük Tarihi
YAZAN: KORKUT AKIN

Hayatın tanımı için, “kazanılan bilgi birikimi ve deneyimlerin bileşkesidir” denir. Ayrı ayrı elde edilen bu bileşimin birbirini bulması ve genişlemesi için deneyimlerden oluşan bu birikimin aktarılması gerekir. Bu aktarıma ise tarih diyoruz.

Tarih, ikiye ayrılır: Resmi tarih ve sözlü tarih. Resmi tarih, kuru kuru anlatır neler olup bittiğini, şu zamanda, burada, şu, şu, şu kişiler (veya devletler) arasında bunlar olmuştur der. Duygu yoktur resmi tarihte, insanların düşünceleri de yer almaz. Yenilenler ise hiç bulunmaz. Oysa sözlü tarih yaşanmışlıkları aktarır bizlere. Kimi yerde yanlışı da olur ve/veya unutulmuş da olur önemli noktalar. Onu da bir başkası tamamlar.

Anılar… anılar
Yaşadıklarımızdan öğreneceklerimiz varsa, en çok da anılarımızı yazmalıyız. Yanlışları da yanılgıları da içeren anılarımız, bizden sonrakileri taşır ileriye, güneşli güzel günlere.

Karayoluyla yolcu taşımacılığı sektörünün “ayaklı kütüphanesi” olarak tanımlanan, müthiş güçlü hafızası ile her şeyi yeri, zamanı ve kişileriyle anımsayan, otobüsçülerin “Türker Ağabey”i, Türker Başkurt kendisinin ve otobüsçülüğün tarihini yazdı. “Örümcek” adını koyduğu bu anılar -aslında daha çok da gizli öğütlerle, rehberlikle dolu- kitabında, bir anlamda Türkiye’yi de anlatıyor.

Hepimizin hikayesi…
“Anlatılan bizim hikayemizdir” denir ya, ulaştırma hizmeti veren otobüsçüler (diğerleri de öyle, ama onların tarihi bu kadar renkli midir, bilemiyoruz, onların da kağıda kaleme sarılmalarının zamanı geldi de geçiyor bile) köylerden şehirlere, kırsal alanlardan fabrikalara, işçiden hastaya, askerden öğrenciye her kesimden herkesi taşıdıkları için gerçekten Türkiye’yi tanıyanlardır ve bizim de hikayemizi anlatırlar. 

1950-1960’ların İstanbul’u, insanların ilişkileri, kavgaları, eğlenceleri bize o dönemin sosyolojik tarihini de anlatır. Birbirlerine seslenişleri, hinlikleri, hazırcevap oluşları, pratik zekâları ile yaşamı tanırız. Dükkanları, sokakları, kaldırımları, binaları, işyerleri ile geniş bir anlatımdır bu. Sirkeci’deki otobüsçünün çığırtkanı ile günümüzde istenmediği için kalmayan çığırtkan (ayakçı deniyordu son zamanlarda, düştüğü durumu siz değerlendirin) arasındaki değişim aslında bir hayatın anlatımıdır.

Önce dostluk…
Türker Başkurt, çocukluktan başlayarak günümüze taşıdığı anılarında otobüsçülüğün gelişimini de anlatıyor… Sektöre yaptıkları, kazandırdıkları, karşılıklı görüş alışverişiyle bir adım daha ileriye gitmeyi hedeflediğini anlatıyor. En çok da, otobüsçülerin güvenilir, saygın kişiler olduğunu anlatıyor. Tabii, hemen, ‘eskidenmiş o’ dediğinizi duyar gibiyim. Peki, bu özelliğinizi, güzelliğinizi kim neden yok etti. Düşündünüz mü? Ne oldu da bu hale geldiniz? Neden kalmadı o saygınlık ve güvenilirlik?
Biraz da çuvaldızı kendinize batırmanız gerekmez mi?

“Hiç düşmanım olmadı” diyor Türker Ağabey. Nasıl olur, sektörde, bırakın rakipleri, aynı firma içinde çalışanların bile birbiriyle kavgalı olduğunu görünce, pek doğru söylemediğini düşünüyorsunuz değil mi? Empati denilen kendisini karşısındakinin yerine koyup da öyle davranmayı düstur edinmiş kişilerin yaklaşımı ile mümkün bu. “…bana bir adım gelene iki adım giderek önem verdim” diyor Türker Başkurt. Sahi, esnek ve hoşgörülü yaklaşırsanız, karşınızdakine değer verirseniz, onun görüşlerinin de önemli olduğunu, üzerine tartışılabileceğini kabul ederseniz sorunları çözen olursunuz, el üstünde tutulursunuz.

Tiyatro da var…
Çocukluktan başlayan, öğrencilik ile süren, askerlikle bağlantılı, çalışma hayatını anlatan Türker Başkurt’un Kavga ettiği, yaralandığı, telefonda ağzına geleni saydığı, ama hemen ardından yaptığının hatalı olduğunu anlayıp da özür dilediği anıları da var. Bir de “hayat üniversitesi” denilen, kaderin ders verdiği cezaevi anıları da var. O dört duvar arasında yaşananlar pekiştiriyor aradaki ilişkiyi doğal olarak. Tiyatro yapıyor arkadaşlarıyla, mahkum oyuncularla… Bu öyle kolay bir şey değil, büyük cesaret işi. Sonuç ise başarılı tabii ki. Acısı tatlısıyla hepsi birbirinden hakiki. 

Anlıyorum, “hakiki” olduğunu nereden biliyorsun diye soracaksınız. Her bir otobüs firmasının “öz”, “hakiki”, “asıl” ön adıyla gerçekçilik yarışında olduğu bir sektörde bu güveni nereden buluyorsun, düşüncesinde haklısınız. “Kitaplarımı topladım” diyor, bir cezaevinden diğerine nakledilirken, “kitaplarımı dizdim” diyor bir başka naklini anlatırken. Kitap okuyan, tiyatro yapan hakikati anlatır. Hakiki Türkiye’nin, hakiki sektörünü, hakiki insanlarını, hakiki yaşanmışlıklarını öğrenmek için…

İyi okumalar…

Kitap isteme adresi:
Dğrudan:
İstanbul Otogarı, TOFED merkezinden

Kargo ile:
Türkiye Otobüsçüler Sosyal Dayanışma ve Eğitim Vakfı'na en az 100.-TL bağış yapılarak Kargo ile verilen isim adına adresine gönderiliyor.
TOSEV Vakfının Iban Nosu: tr34 0006 4000 0011 2150 1992 70













    Yorumlar

E-Gazete
  • Taşıma Dünyası Gazetesi - 21 Mayıs 2018 Manşeti
  • Taşıma Dünyası Gazetesi - 21 Mayıs 2018 Manşeti
Arşiv