Mahallenin kabadayısı ve sporcunun ahlakı

Türkiye’nin gündemi neredeyse hiç değişmiyor; sosyal siyasal, ekonomik, kültürel çözümsüzlük ve egemen erkin sadece kendi doğrusunda diretmesi…

Pahalılık, ev kiraları, eğitimdeki kalitesizlik ve özel okulların pahalılığı, kadın cinayetleri, iş cinayetleri… bunlara bir de küresel iklim krizi nedeniyle aşırı yağışlar ya da kuraklık ekleniyor. Savaş nedeniyle petrol ürünlerinin pahalanmasıyla birlikte her şeye, ama her şeye gelen zamlar. Her gün bunlarla dolu haberler.

Güzel haberler yok mu? Var tabii, Kadın Milli Voleybol Takımımız Dünya Milletler Ligi Şampiyonu oldu. Bunu duydunuz, yer gök inledi. Hepimiz sevindik, sevinmemek mümkün mü? Ama aynı tarihlerde U16 ve U17 Milli Takımlarımız uluslararası yarışmalarda hem de yenilgisiz şampiyon oldular. Geleceğin “filenin sultanları” onlar. Serbest dalıcımız, milli Fatma Uruk hiç duyulmadı. Asıl önemli birinciliğimizi, göğsümüzü kabartan ama neredeyse hiçbir yerde haber olamayan, üzerine konuşulmayan, sahiplenilmeyen Ayşegül Balım Yabacı, Japonya’da düzenlenen Dünya Matematik Şampiyonası’nda dünya birincisi oldu.

Peki, neden bu güzel haberler verilmiyor? Çünkü insanın içini ışıtan değil acıtan haberler değerli görülüyor da ondan. Çünkü güzel haberlerle güzellikler istersiniz; ucuzluklar, ebruli yaşamlar, sağlık, kaliteli eğitim vb.

Mahallenin kabadayısı…

Eskiden, benim yaşım yetiyor, sizinkini bilmem… her mahallede bir kabadayı vardı. Sessiz, efendi, kimseye karışmayan, hem saygı duyulan hem de korkulan… Bir dediği iki edilmezdi. Küsleri barıştırır, haksızı cezalandırır, haklıyı savunurdu ve herkes bilirdi ki, bu yaptığı doğrudur. Kimse kimseye yan gözle bakamazdı, hırsızlık uğursuzluk olmazdı, kavga hırgür çıkmazdı; mahallenin kabadayısı çözerdi.

Artık mahallenin kabadayısı yok (olmak için çabalayanlar var gerçi, ona da geleceğiz). Dünyanın kabadayısı var. Haziran ve Temmuz ayları boyunca, gecenin kör karanlığında, günün şafağı tam da sökerken herkes televizyon başındaydı… O yere göğe sığdıramadığımız milli futbol takımımızı izleyecektik, ilk iki maç sonunda havlu attılar. Oysa armağan olarak villalar belirlenmiş, çuval dolusu para vaat edilmişti… Neyse, konumuz Dünyanın kabadayısı… ABD milli takımının önemli oyuncularından biri kırmızı kart gördü bir maçta. Trump, hemen FIFA Başkanını arayıp oyuncunun cezasının erteletilmesini istedi. ABD milli takımı finale adaydı, en iyi oyuncusundan mahrum kalmamalıydı.

Sırada “çömez” kabadayı var… Trump olabilmesi için kırk fırın ekmek yemesi gerekiyor. Kurumları, hakemleri beslemesi gerekiyor… Oysa o, sadece kendisi besleniyor. Tam üstüne bastınız ayağınızı kaldırın. Hamza Yerlikaya. Olimpiyat, Dünya, Avrupa şampiyonlukları bulunan ünlü güreşçi, milletvekili, Güreş Federasyonu Başkanı (eski), Vakıfbank yönetim kurulu üyesi, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı… Neler yaptığını sıralasak sayfa yetmez. Besbelli başarılı bir insan. Ancak “sel gider kum kalır” dedikleri kadar var… Oğlu, bir karşılaşmada yenilince, bunca titri olan Hamza Yerlikaya, salona atlayıp (kendisi o salonlarda yarışmasa bilmez diyeceğiz ya, en iyi o bilir nasıl bir yanlış yaptığını) hakemin üstüne yürüdü… Vaka-i adiye sayıldı. Çünkü Dünyanın kabadayısı da öyle yapmıştı -imam cemaat ilişkisini bilirsiniz- zaten arada kaynadı gitti.

Aynı günlerde, Hindistan’da (tıpkı bizdeki gibi siyasal iktidar bildiğini okuyor ve asla halkın beklentisiyle, sorunlarıyla ilgilenmiyor) sınav sorularının sızdırılması ve işsizliğe karşı sokağa çıkan gençler (Bakan, “hamamböceği” olarak nitelediği için adları da Hamamböceği Halk Hareketi), iktidara geri adım attırıp Bakan’ın istifa etmesini sağladılar.

Kıssadan hisseyi siz çıkaracaksınız; çünkü “hakem” sizsiniz. Kime kırmızı kart çıkarırsınız, kimi görmezden gelirsiniz, kimden yana olursunuz… bekleyip göreceğiz.