Kurtların yaşam biçiminde insana dair bazı değerler vardır. Özgürdür. Sürüyle yaşamayı bilir ama sürünün içinde kendi varlığını da korur. Dayanışma vardır; yavruya sahip çıkılır, yaşlı korunur, elde edilen paylaşılır. Gereksiz yere kavga etmez, her sese cevap vermez. Ama gerektiğinde de kendisini ve yaşam alanını korumaktan çekinmez.
Belki de en önemlisi, kendisini ispatlamak için sürekli gösteri yapmaz. İş hayatına baktığımızda ise bazen bunun tam tersini görüyoruz.
Makamlar, unvanlar, koltuklar ve güç insanın davranışlarını değiştirebiliyor. Başkasının başarısından rahatsız olan, rakibinin kaybını kendi kazancı sayan, yükselmek için başkasının omzuna basmayı normal gören insanlar çıkabiliyor. Oysa gerçek rekabet, rakibini yok etmek değil, kendini geliştirmektir.
Karayolu yolcu taşımacılığı da bu açıdan önemli bir örnek. Dışarıdan bakıldığında sektör otobüslerden, biletlerden, terminallerden ve seferlerden ibaret gibi görünür. Oysa her seferin arkasında büyük bir insan emeği vardır.
Direksiyon başındaki şoför…
Yolcuyla ilk teması kuran acente ve gişe çalışanı…
Aracı sefere hazırlayan teknik ekip…
Seferi planlayan operasyon çalışanları…
Ve bütün bu emeğin karşılığında güvenini bize teslim eden yolcu…
Bir otobüs sadece bir araç değildir. Bir otobüs hareket hâlindeki bir markadır. Şoför sadece direksiyon başındaki çalışan değildir; firmanın itibarını yüzlerce kilometre boyunca taşır. Bu nedenle en yeni otobüs, en büyük filo veya en gösterişli tesis tek başına başarı anlamına gelmez.
Çünkü yolcu önce otobüse değil, güvene biner. Karayolu taşımacılığında rekabet elbette olacaktır. Aynı hatta çalışan firmaların yarışması sektörün doğasında vardır. Ancak bu yarışın ölçüsü yalnızca fiyat, yolcu sayısı veya rakibin kaybı olmamalıdır.
Asıl yarış daha güvenli taşımacılık yapmakta, çalışanına değer vermekte, yolcusuna verdiği sözün arkasında durmakta, hizmet kalitesini geliştirmekte ve yıllar içinde güvenilir bir marka oluşturmakta olmalıdır.
Çünkü bu sektörde en değerli sermaye yalnızca otobüs değildir. İtibardır. İtibar da bir günde kazanılmaz. Yıllar içinde oluşur; bazen tek bir yanlış davranışla zarar görür. Çalışanını değersiz gören bir şirketin müşterisine değer vermesi zordur. Şoförünün emeğine saygı göstermeyen bir firmanın yolcusundan güven beklemesi de…
Aynı şekilde rakibini düşman olarak gören bir sektörün sağlıklı bir gelecek kurması kolay değildir. Rekabet olsun ama düşmanlık olmasın. Başarı olsun ama kibir olmasın. Büyüme olsun ama insan küçülmesin. Çünkü bir şirketin büyüklüğü sadece filosuyla değil, insanlarına nasıl davrandığıyla da ölçülür. Gelelim “Sirklerde kurt olmaz” sözünün asıl anlatmak istediğine… Sirk gösterinin ve kontrolün yeridir. Kurt ise doğası gereği özgürlüğü çağrıştırır. İnsanın da kendi hayatında görünmeyen tasmaları olabilir:
Para, makam, korku, başkalarının beğenisi, koltuğunu kaybetme endişesi… Bir makam uğruna doğrularından vazgeçiyorsan, bir para uğruna dostunu satıyorsan, bir koltuk uğruna karakterinden ödün veriyorsan, insan zamanla kendi iradesinden uzaklaşmaya başlar. Gerçek karakter de tam burada ortaya çıkar.
İnsanın kendisinden güçlü gördüklerine nasıl davrandığı değil, güçsüz gördüklerine nasıl davrandığı önemlidir. Karayolu sektörünün de ihtiyacı olan tam olarak budur:
İşini iyi yapan insan…
Emeğe saygı duyan yönetici…
Çalışanını değerli gören patron…
Rakibine düşman gözüyle bakmayan meslektaş…
Ve yolcuyu sadece “koltuk” değil, emanet olarak gören bir anlayış…
Çünkü otobüsler değişir, filolar büyür, şirketler el değiştirir, yöneticiler gelir geçer. Ama geride kalan şey itibardır. Yıllar sonra kimse kaç makamda oturduğumuzu hatırlamayacak.
Kaç kişiyi kendimize boyun eğdirdiğimizi de…
Hatırlanacak olan daha basit:
Nasıl bir insandık?
İşimizi nasıl yaptık?
Sözümüzün arkasında durduk mu?
Yanımızdaki insanlara nasıl davrandık?
Kazandığımızı nasıl kazandık?
Ve arkamızda nasıl bir iz bıraktık?
Belki de mesele tam olarak budur. Sirklerde kurt olmaz. Ama hayatın içinde de insan, başkasının istediği gibi davranarak kendi karakterini kaybetmemeli. Özgürlüğünü, onurunu ve doğrularını koruyarak çalışmalı. Çünkü sonunda insanın büyüklüğü, başkalarını ne kadar ezdiğiyle değil, kimseyi ezmeden ne kadar yükselebildiğiyle ölçülür.