Ulaştırmada İnsan Kaynakları Neden Çuvallıyor

Ulaştırma sektörü…
Yolların, yüklerin, zamanın ve sabrın sınandığı bir alan.

Ama bugün bu sektörün en büyük problemi ne akaryakıt fiyatları, ne rekabet, ne de regülasyonlar…

En büyük problem: İnsan.

Daha doğrusu, insanın yanlış yönetimi.

*

Yıllardır konuşuyoruz: Şoför bulunamıyor, kalifiye eleman yok, gençler sektöre girmek istemiyor…

Peki hiç dönüp şunu sorduk mu?

İnsanlar mı gelmek istemiyor, yoksa biz mi insanı tutamıyoruz?

Çünkü gerçek şu:
Ulaştırma sektörü, insan kaynağını kaybediyor.
Hem de yavaş yavaş değil, hızla.

*

Bir şoför düşünün…

Günlerce yolda. Ailesinden uzak. Uykusuz. Stres altında.
Ama iş görüşmesine geldiğinde karşısına çıkan ilk soru şu:

“Kaç yıl tecrüben var?”

Kimse sormuyor:
Bu insanın dayanıklılığı nedir?
Sorumluluk bilinci ne seviyede?
Kriz anında nasıl davranır?

Çünkü biz hâlâ işi değil, sadece geçmişi ölçüyoruz.

*

İnsan kaynakları tarafında ise başka bir kopukluk var:

Sahadan tamamen uzak bir İK anlayışı.

Masada oturan, Excel’e bakan, ama direksiyon başındaki hayatı bilmeyen bir yapı…

Şoförün ne yaşadığını bilmeden şoför seçmek,
lojistik operasyonu görmeden operasyoncu işe almak…

Bu, sadece yanlış tercih değil; sektörel bir körlüktür.

*

Bir diğer sorun: Gerçekçi olmayan beklentiler.

Şirketler diyor ki:
“Tecrübeli olsun, genç olsun, maaşı düşük olsun, her işe koşsun.”

Böyle bir profil yok.

Varsa da uzun süre sizde kalmaz.

Çünkü ulaştırma sektörü, fiziksel olduğu kadar psikolojik olarak da ağır bir sektör.
Bu yükü taşıyan insanın karşılığını alamadığı yerde durmasını beklemek, gerçekçi değildir.

*

Ve gelelim en kritik meseleye:

İtibar.

Bugün birçok genç, şoförlük mesleğine neden mesafeli?

Çünkü sektör, kendi insanına değer vermiyor.

Değer verilmeyen hiçbir meslek, yeni insan çekemez.

Bu kadar basit.

*

Peki çözüm ne?

Öncelikle şunu kabul etmek gerekiyor:

Ulaştırma sektöründe insan kaynakları, masa başından yönetilemez.

Sahaya inmek zorundadır.

İK yöneticisi, bir günlüğüne de olsa sefere çıkmalı.
Bir depo vardiyasını izlemeli.
Bir operasyon krizine tanık olmalı.

Ancak o zaman doğru insanı seçebilir.

*

İkinci olarak: İşe alım kriterleri değişmeli.

Sadece ehliyet, belge, yıl hesabı değil…

Karakter, disiplin, stres yönetimi, sorumluluk duygusu ölçülmeli.

Çünkü bu sektörde hata, sadece maliyet değildir.
Hayat meselesidir.

*

Üçüncü olarak: İnsan elde tutma stratejileri geliştirilmeli.

Bugün sektörün en büyük problemi işe alım değil, elde tutamama.

İnsanlar geliyor ama kalmıyor.

Neden?

Çünkü değer görmüyor.
Çünkü dinlenmiyor.
Çünkü sadece “çalışan” olarak görülüyor.

Oysa bu sektörde çalışan değil, emanet taşıyan insanlar var.

*

Dördüncü olarak: Yeni nesle uygun model kurulmalı.

Gençler artık sadece maaş için çalışmıyor.

Denge istiyor. Saygı istiyor. Anlam istiyor.

Eğer siz hâlâ 20 yıl önceki çalışma düzeniyle insan yönetmeye çalışırsanız,
yeni nesli kaybedersiniz.

Ve kaybediyorsunuz.

*

Son olarak:

Ulaştırma sektörü şunu anlamak zorunda:

Kamyonu, otobüsü, sistemi değil…
İnsanı yönetiyorsunuz.

Ve insan giderse, hiçbir şey yürümez.

*

Son söz niyetine:

Eğer hâlâ şoförü “bulunması zor bir maliyet” olarak görüyorsanız…
Eğer insanı değil sadece direksiyonu önemsiyorsanız…
Eğer sahayı bilmeden karar veriyorsanız…

Sorun insanlarda değil.

Sorun, insanı yönetemeyen sistemde.

Ve o sistem değişmediği sürece…

Bu sektör yol alır gibi yapar,
ama aslında yerinde sayar.

19 Mayıs Atatürk’ü anma Gençlik ve Spor Bayramı Kutlu olsun.

Nice Senelere…