Haber: Korkut AKIN
Sabah, nasılsa, bir başka göründü dünya gözüme… Sorgulamaya başladım, hemen hiç ilgim olmayan konuları bile… Yolda, basın toplantısına giderken, otomobillerin tasarımı geldi aklıma. Ne ince detaylar varmış, bilmediğimiz. Ben yine yeni sayılırım, onlarca yıldır araç kullanan, hem de iyi kullanan arkadaşlarım var; kapının kolunun ucunu denk getirirsen park ederken kaldırıma çıkmazsın, aynanın ucundan şunu görürsen kolay manevra yaparsın, direksiyonu şöyle tutarsan bilmem ne olur. Aynanın ucu, kapının bandı, kolunun köşesi bile belli bir tasarım ile yerleştirilmiş; öylesine değil yani. Aracın yüksekliğinden tutun da ağırlığına kadar (genişliğinin eski yollarda iki atın geçeceği kadar olduğunu bilmeyen kalmadı zaten) her şey bile isteye, ölçüle biçile hesaplanmış ve en uygunu diye belirlenmiş. Şimdi, kimse senim arabamın kapısının kolu şurada olsun ya da aynası daha büyük/küçük olsun diyemez. O kurallara herkes uymalı, uyacak. Ne zamana kadar? Yeni tasarımlarla yeni tespitlere ve uygun olanı bulununcaya kadar…
Peki, nesi değişiyor bir otomobilin?
Boyutları değişebiliyor, motorunun gücü, fosil yakıtla çalışması, elektrikle hatta hidrojenle yürümesi sağlanabiliyor. Sürücüsüz otomobillerle seyahat etmek artık hayal değil.
Şehirlerin büyümesi, ulaşımın toplu taşımalarla bile saatler alması -ve tabii, savaşın da etkisiyle- fosil yakıtlara haddinden fazla zam gelmesi… Şehirde park sorununun sadece araçların değil yayaların bile en büyük sorunu olduğunu bilimsel araştırmalar da kanıtlıyor. Bir şey yapmalı! Elektrikli araçlar hem hava kirliliğine hem ses kirliliğine izin vermiyor. (Karbon ayak izi ve miadı dolan parçalar konusuna girmiyoruz, o başka bir konu…) Günlük kullanım için şehir, üretim ve müşteri konsensüsünün sağlanması gerekir. Hem ulaşım sorununu çözsün hem müşteri ihtiyacını karşılasın! Başka, var mı başka emriniz!
Otomobil statü göstergesi değil
Bunca sıkıntı arasında (bizim şehirlerimizde altyapı da sorunlu olduğundan sıkışık trafik daha bir büyüyor) çözüm yolları vardır muhakkak. Otomobille olmuyor, otomobilsiz hiç olmuyor… Küçük, az masraflı, park etmek diğerlerine nazaran çok daha kolay ve cep yakmayan bir araç lazım. Tabii, lazım olduğunu biz de biliyoruz. Kim yapacak?
İnsanlar büyük çoğunluk gibi değil ki, çalışıyor (bilir misiniz, büyük icatları hep tembeller çıkartmış, çünkü kolay olsun işimiz). Bunlardan biri, birbirinden ayrılmaz Karel Kalıp ve Refik Diri. Kalıpçılığını biliyorduk da tasarımcılığını bilmiyorduk. Kimseye duyurmadan, Avrupa Uyumluluk Belgesi de aldıkları, fikri mülkiyeti kendilerinin Karea 0 aracı tasarlamış, testlerini tamamlamış, satışa çıkarmışlar bile…
Bindiğin gibi değil
Karea’nın sloganını da çok sevdim. İtiraz edenler olduysa da; “bu, bugüne kadar bindiğin otomobillerden çok farklı, onun için önceki bindiklerini unutacaksın” dedim… Sahnede bir şey(!) var, üzerinde masa örtüsü… Ne acaba diye düşünürken, Refik Diri aracın üstündeki örtüyü kaldırdı. Küçük, ilk bakışta sevimli de kuşkusuz, renkleri sıcak bir otomobil çıktı karşımıza…
Biri, “üniversitedeki oğluma alayım” dedi, motosiklet ehliyetiyle bile kullanılabildiği açıklanınca. Bir diğeri, “gelin bile bırakır torunu okula; servis ücretinden ucuza gelir”; “güvenilir de olur hem” diye ekledi yanındaki. “Hızına bakarsanız köprü ve otoyollara da uygun” diyene hepimiz baktık, evet, 90 km/s hızı test edilmiş. Şarjı ve dolum hızı, teknik servisi, kullanım kolaylığı, çok yönlü ve geniş multimedya ekranı, araç için 3, batarya için 5 yıl garantisi… Ooo, ne kadar çok artısı varmış. Tabii, manevra kabiliyetinin yüksekliğin en ilgi çekeni…
Refik Diri, derslerine iyi çalıştıklarını, Türkiye’de otomobillerin pahalı olması nedeniyle olabildiğince uygun (herkes alabilsin) bir fiyat aralığında üretmek için gerçekten çok çaba harcadıklarını söyleyince; otomobilin direksiyonuna geçip fotoğraf çektirmeyen kalmadı. Tanıtıma özel 699 bin TL fiyat biçilmiş. Çok güzel. Başarılı bir çalışma.
Tanıtım toplantısı…
Karea’nın tanıtım toplantısı 10 Mart Salı günü yapıldı. Yalın ve çok beğendimizi hemen belirtmeliyim, kısa bir toplantıydı. Fazla söze gerek yoktu zaten. Ürün kendisini anlatıyordu; Refik Diri de sözü dolaştırmadı. Sevindik.
Ancak, ancak ne bir bilgi ne de bir belge vardı ortada. Tanıtım toplantısı yapıyorsunuz, basın gelmiş… Sadece sizin anlattıklarınızla yetinirse istenilen düzeyde ilgi çeker mi? Tabii ki, çekmez, çekemez. Devletin “tasarruf tedbirleri” gibi firmalar da bilgiden, belgeden, katalogdan uzak durunca kaçırdıklarımız neler diye birbirimize sorduk. Ajansın bilgileri mail olarak aktaracağı söylendi. Ajans -birkaç gün sonra ancak- gönderdi. Tabii, sıcaklığı geçti, hevesimiz düştü. Bir de “tanıtıma özel” test sürüşü ile ücret konusu var ki, nereye, nasıl, ne zaman, kime başvurmak gerek bilemedik. Oysa bir test sürüşü istiyordum içimden; bu küçük ve sevimli “bindiğin gibi değil” otomobili almak için…
Bir dahaki sefere… mi, demeli?