Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün, “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir.” sözünün ışığında; aklın, bilimin ve çağdaşlığın rehberliğinde nice Cumhuriyet yıllarına…

29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun!

“Orijinal” kelimesinin kökeni Latince origo sözcüğüne dayanıyor. Başlangıç, köken, kaynak anlamına geliyor. Bugün kullandığımız hâliyle ise özgün, asıl, ilk hâliyle olan, taklit veya kopya olmayan demek.

Bizim meslekte de çokça kullanılır. Orijinal yedek parça, orijinal otomobil, orijinal donanım…

Ancak Türkçede bu kelimenin biraz daha farklı, hatta alaycı bir karşılığı da var.

“Ne orijinal bir fikir!”

“Ne orijinal bir tip!”

Her ikisi de eşi benzeri olmayan bir şeyi anlatır. Ama söylenişine göre içinde hafif bir şaşkınlık, biraz alay, bolca da kinaye barındırır.

Bugün sizlerle işte böyle orijinal bir fikri, 8+1=10 denklemini anlamaya çalışacağız.

Matematik uzmanlarının dahi çözemeyeceği, ancak bizim sektörümüzde pekâlâ mümkün olabilen bu eşitliğin sırrını birlikte arayalım.

Önce birkaç soru soralım. Cevaplarını da çok merak etmeyelim!

Silindirin hacmi ile belgeyi karıştırmak

Binek otomobillerle neden yolcu taşıma hizmeti verilemiyor?

Aslında bu soruyu ilk kez sormuyoruz. 2017 yılında kaleme aldığım bir yazıda, “Siz hâlâ silindirin hacmi ile belgeyi birbirine karıştırmaya devam mı edeceksiniz?” diye sormuştum.

Aradan neredeyse on yıl geçti.

Şükürler olsun, elektrikli otomobiller için bazı iyileştirici düzenlemeler yapıldı. Ancak İstanbul hariç!

Üzerinde sarı lekeler dolaşan mevzuatımız kağnı hızıyla ilerlerken, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve UKOME tarafında ise sanki “Aman, bir duyan olur da üzerimizde sarı lekeler oluşur!” korkusu yaşanıyor herhâlde.

Ulaştırma Bakanlığı ve 80 il bir yana, İstanbul bir yana.

İstanbul'un kendine özgü Türkan Şoray Kanunları var!

Olmaz mı? Olabilir. Böyle de yönetilebilir.

Ben eleştiriyorum, sektör eleştiriyor diye merkezi ve yerel yönetimlerin bunları hiç düşünmediğini varsayacak değiliz.

Tabii ki düşünüyorlar.

Ancak mesele de tam burada başlıyor.

Elimizde köhne bir bürokrasi ve bu bürokrasiden geçerken orijinal fikirden orijinal bir tipe evrilen düzenlemeler var.

Madem binek otomobille yolcu taşımacılığı yapılması, İstanbul başta olmak üzere ülkenin çeşitli yerlerinde sarı lekeler oluşturuyor, ne yapalım?

Bir düzenleme yapalım!

Belgeyi hiç vermesek olmaz. Ama öyle kolayca da vermeyelim.

O hâlde motor hacmi, eksantrik mili uzunluğu, park sensörü…

O kadar da değil elbette! Ama bunlara yakın teknik ayrıntılarla bir ayrım yapalım.

İzni de yerel yönetime devredelim.

Artık alınamayan belgenin neden alınamadığını, hatta hangi araca alınamadığını bile unutmuş, yıllarca uğraşmaktan yorulmuş bir tüccarlar ordusu sonunda vazgeçer.

Oh!

Tam da kamusal alan!

Kurala uyanlar, kuralları aşanlar

Bu arada mevcut belge sistemine uymayan farklı bir taşımacılık modeli TAG adıyla ortaya çıkar.

Kurallara uymak için yıllardır mücadele edenler bir tarafta, farklı bir modelle sisteme girenler diğer tarafta.

Davalar açılır. Lehte mahkeme kararları çıkar. Mahkeme yoluyla kapatılamayacağı konuşulur.

Fark etmez!

Biz yine buna bir çözüm buluruz.

Kanunla yapamadığımızı yönetmelikle, yönetmelikle yapamadığımızı genelgeyle çözmeye çalışırız. Bürokratik engellerin arasından yeni engeller bulur, bir süre sonra onların neden konulduğunu bile unutacak hâle geliriz.

Bu arada bir bakmışız, tak diye orada da sarı lekeler!

İşte size bir başka orijinal çözüm!

Neyse…

Konumuz neydi?

8+1=10!

Matematiğin bittiği yerde mevzuat başlar

Buraya kadar her şey yeterince orijinal değilmiş gibi, bizim mevzuatımızda bir de otomobille minibüsün birbirine karışması endişesi var.

Dünyanın pek çok yerinde farklı koltuk düzenleriyle kullanılan 5+1, 6+1, 7+1 ve 8+1 Microvan araçlar, bizde farklı bir tartışmanın konusu.

Bunları üretenlerin bile akıl edemediği, binek otomobille minibüsün birbirine karışması gibi kocaman bir tehlikeyi atlayan mühendislere artık bir matematik dersi vermenin zamanı gelmiş!

Aman ha, otomobille minibüs birbirine karışmasın!

Buna bir koltuk eklesek var ya…

Artık otomobil olmaz, böylece sorun da kalmaz. Leke tutmaz!

Madem otomobil olarak sektörler arası denge kurulamıyor, o zaman bir koltuk ekleyelim!

8+1+1=10.

Yalnız dikkat!

Bu sonradan eklenen “bir”, öyle bir koltuk olmalı ki hem muayeneden geçsin hem yerel yönetim tarafından kabul görsün hem de aracın tipini değiştirsin.

Dâhiyane bir çözüm!

İşte burada merkezi ve yerel düzenlemeler arasında müthiş bir mutabakat ortaya çıkıyor.

Üreticilerin, AR-GE birimlerinin, yüz yıllık otomotiv geleneğinin ve orijinal tasarımın yapamadığını biz yapmaya karar veriyoruz.

8+1'e kamu eliyle bir “1” daha ekleniyor.

Ve araç 10'a tamamlanıyor.

Bunda ne var, diyeceksiniz.

Pek de orijinal bir konu değil!

Öyleyse gelelim meselenin ikinci kısmına.

Orijinal tip!

Almanya'da neden bizim bildiğimiz anlamda sekiz yolcu koltuklu bir Vito ile karşılaşmak her zaman mümkün değil, hiç düşündünüz mü?

Çünkü orada mevzuat belli, taşınacak yolcu sayısına göre araç sınıfları ve kullanım koşulları belli.

Bizim düşündüğümüzü Alman mühendisler düşünememiş olsa gerek! Orda acaba yollarda sarı bir leke olmayabilir mi?

4+1, 5+1 derken kalmışlar.

Zaar, matematikleri yetmemiş!

Sonra bakmışlar ki dünyada bizim gibi ülkeler de var. Oturup biraz daha matematik çalışmışlar.

Ama yine kısa kalmışlar.

8+1'e kadar gelebilmişler!

Dokuz koltuklu, yani sekiz yolcu ve bir sürücü taşıyan araçları da farklı pazarların ihtiyaçlarına göre sunmaya başlamışlar.

Düşünün, otomotiv mühendisliğinde dünyanın önde gelen ülkelerinden birinin mühendisleri bile bizim matematiğimize yetişemiyor!

Sektörde hâkim markalar ağırlıklı olarak Almanya'dan.

Son dönemde Uzak Doğulu markalar da oldukça aktif. Ama sanırım onlar henüz matematiğin ilk sorusunda takılıp kalmışlar.

Biz ise çoktan ileri seviyeye geçtik.

8+1=10!

Kafalık var, koltuk yok!

Uzatmayalım.

Kamu, araçların koltuk sayısını ve sınıfını esas alan düzenlemeler yaparken, acaba bu araçların orijinal güvenlik tasarımını, iç yapısını, sonradan eklenen koltuğun bağlantı ve çekme-koparma testlerini yeterince hesaba katıyor mu?

Bir de işin uygulama tarafı var.

Akşama kadar bali kokusuna maruz kalan iç yapım ustasını düşünün.

Karşısında da aracına 64 renk LED aydınlatma isteyen bir sürücü!

Bir tarafta mevzuata uygunluk arayışı, diğer tarafta aracın içini baştan aşağı değiştirme hevesi.

Sonuç?

Orijinal araçtan eser kalmayacak bir noktaya gelebiliyoruz.

Koltukların yalnızca uçları görünüyor, kafalıklar yerli yerinde…

Ama bizim öyle bir yolcuya ihtiyacımız var ki kafalığı olsun, oturma pedi olmasın!

Kafasını yaslayacak yeri var, gerisi yok!

Yanlış anlaşılmasın, buradan sonrası yalnızca kamunun değil, orijinal tiplerimizin de sorumluluğu.

Artık bu ilave koltuk elektrikli mi kayacak, yerle bağlantısı yeterli mi olacak, kaza anında katlanıp yolcunun beline mi zarar verecek…

Bunların hepsi gerçek bir güvenlik sorusu.

Çünkü artık orijinal bir fikirden, orijinal bir tip araca uzanan yolculukta yüz binleri aşan bir araç parkından söz ediyoruz.

Yine yanlış anlaşılmak istemem.

Mühendis odaları var, tip onay belgeleri var, TSE süreçleri var. Teknik uygunluğu gösteren mekanizmalarımız da var.

Ama asıl sormamız gereken soru şu:

Bir aracın belgelerinin tamam olması, o aracın gerçekten orijinal tasarımındaki kadar güvenli olduğu anlamına gelir mi?

Artık ciddi olalım!

Türkiye bugün otomotiv sanayisinde önemli bir üretim üssü.

Panel vanından minibüsüne, hafif ticari araçlardan yolcu taşımacılığına yönelik modellere kadar pek çok uluslararası marka ülkemizde üretim yapıyor.

Öyle böyle değil!

Başta Kocaeli olmak üzere Türkiye, dünyanın önde gelen ticari araç markalarına üretim yapan dev bir otomotiv üssü.

Türk mühendislerinin ve işçilerinin emeğiyle, Türkiye'deki fabrikalarda üretilen araçlar dünyanın dört bir yanına ihraç ediliyor.

Bir tarafta dünyaya otomobil üreten, mühendislik ve teknoloji ihraç eden bir Türkiye var.

Diğer tarafta ise aynı araçlara sonradan bir koltuk ekleyerek mevzuata uygun hâle getirmeye çalışan bir sistem.

Artık ciddi olalım!

Mevzuatınız, bürokrasiniz, sarı lekeleriniz… Her ne varsa, gelin artık oturup bu meseleye gerçek bir çözüm bulalım.

Çünkü mesele yalnızca 8+1'i 10'a tamamlamak değil.

Mesele, dünyaya araç üreten bir ülkenin kendi taşımacılık sektörüne güvenli, uygulanabilir ve çağdaş bir düzenleme sunabilmesi.

Bir yolcu bile incinmeden, bir güvenlik açığı nedeniyle dünya medyasına maskara olmadan gelin, artık bu yanlıştan vazgeçelim.

Dünyaya otomobil üreten, mühendislik ve teknoloji ihraç eden bir ülkenin, kendi yollarında taşıdığı yolcuların güvenliğini sonradan eklenen koltukların insafına bırakmaması gerekir.

Mevzuatımızı, bürokrasimizi, sektörler arası dengelerimizi yeniden düşünelim.

Ama hepsinden önce, orijinal fikirlerimizin, orijinal tiplerin elinde, orijinalliğinden ve güvenliğinden uzaklaşmış araçlara dönüşmesi gerçeğini bir kez daha düşünelim.

Çünkü bu kez mesele matematik değil.

Mesele insan hayatı.