19.03.2021, 15:15

Sosyal Kimlik

Hepimiz doğduğumuzda bir kimlik sahibi oluyoruz. Sahip olduğumuz bu kimlik, hayatımızın her aşamasında bize eşlik ediyor. Zaman içinde başka kimliklere de sahip olmaya başlıyoruz. Bunlar da bizim sosyal kimliklerimiz oluyor. 

Ailede bir çocuk doğduğunda baba, anne, dede, abi, abla gibi onlarca çok sosyal kimlik dağıtımı yapılıyor. Bunlar toplumun size kazandırdığı sosyal kimliklerdir ve hem kalıcı hem de değerlidir. Bunun dışında mevki, makam ve üstlenilen görevler de sosyal kimlik oluşturuyor. Ad kullanımı olmaksızın doktor bey, sayın başkanım, sayın vekilim gibi unvanlar ile hitap edilmeye başlanıyor. 

Gün geliyor, sosyal kimlik öz kimliğin önüne geçiyor. Hepimiz tanışmalarda bazı insanların sosyal kimliklerini daha ön plana çıkardığına şahit olmuşuzdur. Burada verilmek istenilen mesajın “önemsenmek” olduğunu; öz kimliği yeterli olmayan insanların yöneldiği bir davranış olduğunu düşünüyorum.  

Yakın zamanda kaybettiğimiz Doğan Cüceloğlu, bir sohbetinde, bu konuyu çok güzel işlemişti. Kendisini rahmetle anıyorum ve bu yazının da vesilesi olduğu için hala topluma faydalı olmaya devam ediyor. 

Hoca, sohbetinde seminer vermek için bir okula gittiğinde koridordaki adamın duruşundan, kıyafetinden ve tavırlarından  “okul müdürü bu olmalı” diye düşünür. Yanına yaklaştığında “Doğan hocam hoş geldiniz,  ben okul müdürüyüm” diye kendini tanıtır. “Abi adın yok mu senin” diye sorulduğunda o zaman adını söylemek zorunda kaldığını ve hatta yanında bir hanım varsa o da kendisini “ben de müdür beyin hanımıyım” diye tanıttığını anlatır. 

Bu örnekteki gibi bazıları için sosyal kimlik gerçek kimliğinin çok ötesinde olabiliyor. O mevkie gelmek haliyle kolay değildir ve yüksek ihtimalle o mevki için çok bedel de ödenmiş olabilir. Bunun karşılığında imtiyazlı bir davranış beklemek hak olarak görülmeli midir?

Geçen gün aracım için otoparkın önündeyken, bir adam park için geldi ve görevliyi sordu. Ben de, “gelecek şimdi, bırakın siz, alırlar” dediğimde nedense “ben emekli albayım” diyerek kendini tanıttı. 

Bizim sektörümüzde de bunlara sıklıkla rastlamaktayız. Bir yurtdışı seyahatinde, yanımdaki arkadaşım bir hanımla tanışma aşamasında kendini tanıtırken sınırlı lisanı ile “I am boss. I have bus company” (“Ben bir otobüs firmasının patronuyum”) diye tanıttı. Hâlbuki böyle bir tanışıklık için karşı tarafın bunu asla önemsemediği aşikâr. İletişim için güçlü özellikleri olmadığından, alışkanlıkla kendini güçlü gösterme gereği duyduğunu biliyorum. 

Kılık kıyafetimizle, bindiğimiz araba, kullandığımız aksesuar veya saatlerle karşı tarafa hep mesaj verme telaşındayız. Özümüz güçlüyse ambalajın o denli önemi olmadığını anlıyor olmamız gerekmez mi?  

Geçmişte, firmalar, sahip oldukları aracın markası ve modelini ön plana çıkararak avantaj sağlamaya çalışıyorlardı. Onlara, araçların insanın giydiği ayakkabılar olduğunu; ayakkabının çok kaliteli olmasının insanı çok kaliteli yapmayacağını, o yüzden aracın marka ya da modelden ziyade firmanın kalitesinin arttırmanın çok daha önemli olduğunu anlatmaya çalışırdım.  

İki örnek hafızamda hala çok canlı olarak yer alır. Kamil Koç sitesinin web sayfasında, rahmetli Kamil Koç’un “kendim Mercedes’e bineceğime müşterilerimi Mercedes’e bindirim” ifadesi ile, geçmişteki bir İstanbul belediye başkanının cenaze araçlarının teslim töreninde markasını işaret ederek “insanlar yaşarken binemedikleri Mercedes’e öldüklerinde bari binsinler” gibi ifade kullanmıştı. 

Öz kimliği güçlü olmayan insanların, sosyal kimlikleri ile ailede, iş ortamında otorite kurmaya çalışmaları kaçınılmazdır. 
İnsan, öncelikle kendini tanımaya yönelik bir çalışma yapmalı, sonrasında ise çocukları, müşterileri ve çalışanları ile çok daha nitelikli bir ilişki kuracağından emin olabilirler. ■

Yorumlar (0)
16
parçalı bulutlu