16.11.2020, 12:16

Mucize gerekmez

Yaşamı daha iyi hale getirecek yegâne şey her mevkide liyakatli insanlar ve onların işini en iyi şekilde yapması ile mümkündür.  Bu gereklilik, kalite için ilk ve tek şarttır.

Donanımlı olmayan bir öğretmenin yetiştireceği neslin sonuçlarının facia olması kaçınılmaz ise, facia yaşamamak için aracı kullanan şoförün de ehil ve kurallara uygun davranmasını beklememiz gerekir. Geleceğimizi, varlığımızı,

hayatımızı teslim ettiğimiz insanların sorumluluk sahibi donanımlı ve doğaldır ki ahlaklı olmasını bekleriz. Aynı şekilde yatırım yaptığımız gençlerimizin benzer bilinçte olmasını kendilerine verilen değerin farkında ve karşılığını vermek gayret içinde olmasını bekleriz.

Sağlık, adalet ve ekonomiden başlayarak her alanlarda görev yapanlardan, vasıfsız işçilere kadar bu böyle olmak zorunda ki, hem bireysel olarak ekmeğimizi hak ederek ve helal yoldan kazanmayı hem de toplumun gelir ve kültür seviyesini yükseltmeyi hedefleyebilelim.  

Toplumumuzda uzunca süreden beri devam eden yozlaşmanın sonuçları, hepimizi mağdur ediyor. Bundan şikâyetçi olmamıza rağmen, bir şekilde bu döngüye kendimizi kaptırmış haldeyiz. İşin içinden çıkılmaz duruma

geldiğimizde de bizi kurtaracak bir mucize bekliyoruz. Mucize kelimesi “acz” kökünden gelir. Aciz bir duruma düşünce, olağanüstü bir şeyin bizi bu durumdan çekip çıkarması beklentisine giriyoruz. Öncelikle aciz duruma düşmemek gerektiğini nedense anlamıyoruz.  

Bu düşünce ile beklentilerimizi kendimizde aramak yerine dışımızdaki bir güce bağlarız. Esas gücün bizde olduğunun farkında olduğumuz zaman neler yapabileceğimizi neleri değiştirebileceğimize inandığımız zaman gerçek anlamda gelişme ve değişimi başlatmış olacağız. 

Bunun için ne kadar daha beklememiz lazım? 

Neden hemen bugün şimdi başlamıyoruz?

Hep beklenti içinde olmak yerine neden veren el biz olmuyoruz?

“Çaresizseniz çare sizsiniz” özdeyişindeki çare üretenin biz olduğunu anlamak bu kadar zor mu?

Hele çaresiz bir ulusa önderlik ederek, çare üreten o büyük zatı, “ATA” olarak kabul edip içimizde yaşattığımızı iddia ederken, O’nu sadece rozet olarak yaşatmak yerine fikirlerini benimsediğimizde bunun o kadar da zor olmadığına inanmak lazım.

“Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kâfidir.”

“1919 yılı Mayıs’ı içinde Samsun'a çıktığım gün elimde maddi hiçbir kuvvet yoktu. Yalnız büyük Türk milletinin soyluluğundan doğan ve benim vicdanımı dolduran yüksek ve manevi bir kuvvet vardı. İşte ben bu ulusal kuvvete, bu Türk milletine güvenerek işe başladım.”

Elimizde böyle bir kılavuz varken başka bir yerde feyz aramak mı? 

Teşhis olmadan tedavi olmaz. Öncelikle “Gençliğe Hitabe”yi bir kez daha okuyarak onun tespitlerinde hangi aşamada olduğumuzu anlamakla başlayabiliriz.

1938 yılının 10 Kasım’ında sonsuzluğa yolcu ettiğimiz Cumhuriyetimizin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanımız, büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ü, büyük özlem, saygı ve minnetle anıyoruz

Doğrusu, bunu ritüel olarak değil de eylem olarak yaşamanın O’nu yaşatmak olduğunu anlamalıyız artık çok geç olmadan… ■

Yorumlar (0)
14
açık