İran merkezli gerilimlerin savaşa dönüşmesiyle birlikte küresel enerji piyasalarında yaşanan sarsıntı, en sert etkisini akaryakıt fiyatlarında gösterdi. Tarihsel olarak yüksek seviyelere taşıdı. Bu dalgalanmanın en hızlı hissedildiği alan ise her zaman olduğu gibi ulaşım sektörü oldu.

Petrolün varil fiyatı yalnızca bir emtia değil; aynı zamanda üretimin, lojistiğin ve hayatın nabzıdır. Bu nabız hızlandığında, en önce taşıyanlar yorulur. Bugün de olan tam olarak bu.

Ulaşım sektörü, artan akaryakıt maliyetlerinin ilk ve en doğrudan mağduru. Şehirlerarası yolcu taşımacılığı, turizm taşımacılığı, öğrenci ve personel servisleri… Her biri aynı baskının altında. Çünkü bu sektörlerde maliyet kalemlerinin başında yakıt gelir ve bu kalemdeki artış, zincirleme bir etki yaratır. Ancak burada sorun yalnızca maliyet artışı değil; öngörülemezliktir.

Bu kez tablo daha derin.

Özellikle turizm taşımacılığı yapan firmalar için durum daha kritik. Sezon başlamadan aylar önce verilen fiyatlar, bugün gelinen noktada anlamını yitirmiş durumda. O günün maliyet hesaplarıyla yapılan sözleşmeler, bugünün gerçekleri karşısında zarar yazıyor. Taşımacı ya sözleşmeye sadık kalıp zarar edecek ya da fiyat revizyonu talep edip müşteriyle karşı karşıya gelecek. Her iki seçenek de sürdürülebilir değil. Özellikle yurtdışı çalışan acenteler ile yapılan döviz bazlı anlaşmalar, kurların baskılanması sonucu çok daha kötü bir görüntü veriyor.

Şehirlerarası yolcu taşımacılığında ise tablo farklı değil. Bilet fiyatlarına yapılan her zam, talebi aşağı çekiyor. Zaten ekonomik olarak zorlanan yolcu, seyahatini erteliyor ya da alternatif arıyor. Bu da firmaların doluluk oranlarını düşürüyor. Yani maliyet artarken gelir azalıyor. Bu, sektörün en tehlikeli denklemidir.

Bugün birçok yolcu için şehirlerarası seyahat, bir ihtiyaç olmaktan çıkıp bir lükse dönüşmüş durumda. Özellikle öğrenciler, asgari ücretle geçinen çalışanlar ve sabit gelirli kesimler, artık yalnızca zorunlu durumlarda yolculuk yapmayı tercih ediyor. Bayram, tatil ya da sosyal ziyaretler gibi eskiden “olağan” kabul edilen seyahatler, yerini “ertelenebilir” kategorisine bırakıyor. Mesele yalnızca maliyet artışı değil; talebin de aynı anda daralması. Özellikle şehirlerarası otobüs taşımacılığı, bu çift yönlü baskının en net hissedildiği alan haline geldi.

Personel ve öğrenci servisleri de benzer bir çıkmazda. Uzun vadeli sözleşmelerle çalışan bu segmentte fiyat güncellemeleri kolay değil. Ancak akaryakıtın her gün değişen fiyatı karşısında sabit gelir modeli çökmeye başlıyor. Servisçi, aracını çalıştırdıkça zarar eder hale gelirse, sistem kendi kendini kilitler.

Bu noktada asıl mesele, sektörün bu tür küresel dalgalanmalara karşı ne kadar dirençli olduğu. Yakıt gibi dışa bağımlı bir girdiye bu denli bağlı olmak, her kriz döneminde aynı senaryoyu yeniden yaşamak anlamına geliyor. Daha verimli araçlar, alternatif enerji kaynakları ve esnek fiyatlama modelleri artık bir seçenek değil; zorunluluk.

Öte yandan devletin de bu süreçte dengeleyici bir rol üstlenmesi gerekiyor. Vergi yükünün geçici olarak hafifletilmesi, sektöre özel destek mekanizmaları ya da sosyal ulaşım modelleri hem taşımacıyı hem de yolcuyu koruyacak adımlar olabilir.

Unutulmamalıdır ki taşıma sadece bir sektör değil, hayatın kendisidir. İnsanları, malları, hayalleri taşır. Eğer taşıyan yorulursa, hayat yavaşlar. Bugün yaşanan tam da budur. Dünyanın bir köşesinde başlayan bir savaş, başka bir coğrafyada tekerlekleri durma noktasına getiriyor.

Ve biz bir kez daha görüyoruz ki; krizler en çok hazırlıksız olanları değil, en kırılgan olanları vuruyor. Ulaşım sektörü ise uzun zamandır bu kırılganlığın içinde yol almaya çalışıyor. Ancak artık yol daralıyor. Bu yüzden mesele yalnızca akaryakıt fiyatı değil; meselenin adı sürdürülebilirliktir.

Bugün gelinen noktada, akaryakıt fiyatlarındaki artış yalnızca depoları değil, insanların hayatlarını da sınırlıyor. Ve eğer bu gidişat dengelenmezse, yakın gelecekte yollarda daha az otobüs değil, daha az yolcu göreceğiz. Çünkü artık mesele sadece taşımak değil; taşınabilmek.

1 MAYIS Emek ve Dayanışma günü kutlu olsun.

İşçinin, emekçinin ve emeklinin daha huzurlu ve geniş imkanlara sahip olacağı günlere kavuşmasını yürekten diliyorum.