Karayoluyla yolcu taşımacılığı sektörü, içine kapanık, dışarıyla pek bağlantısı olmayan, bir bakıma kendi yağıyla kavrulan, buna bağlı olarak da sürekli yakınan bir sektör.
Bu koşullarda yakınmasınlar da ne yapsınlar dediğinizi duyar gibiyim. Herkes, her sektör, hatta kamu kuruluşları bile yakınıyor. Enflasyon, gelir yetersizliği, maaşlara yeterli zam yapılmaması nedeniyle tüketimin azalması hep etken. Peki, bir yol bulunamaz mı? Neden bulunmasın?
Geçenlerde bir yazı okudum, tourexpi.com.tr’de: “Sürdürülebilir büyümeyi insan, kültür ve değerler üzerinden ele alan bir firma, “İnsanlara yalnızca bir iş değil, bir yaşam ritmi sunduklarını, firmalarında sporun işveren kimliğinin kalbi” olduğu anlatılıyordu. Bu, bir çıkış yolu olabilir. Türkiye’nin en ücra köşesine kadar ulaşan, noktadan noktaya taşımacılık yapan, özellikle bu hayat pahalılığında insanlara ayrımsız hizmet üreten karayoluyla yolcu taşımacılığı sektörü neden bir sponsorluk anlaşması yapmaz.
Birkaç yıl öncesine kadar helva ekmek dağıtan, çay-kahve yanında atıştırmalıklar da ikram ediliyordu ya, artık bütün seyahatlerde, hiç değilse su dağıtılıyor. Suyu tedarik ettiğiniz firmanın reklamını yaptığınızın farkındasınız değil mi? Peki, onlarla konuşur, anlaşırken sadece indirimle yetinmeyip bir sponsorluk anlaşması yapsanız… On yıl kadar oluyor, bir yönetici, o zaman kola da dağıtılıyordu, o firmanın kendilerinin reklamını yapmasını önerdiğimde, “biz indirim istiyoruz, daha çok indirim yapsınlar, daha çok kazanalım” demişti. Oysa hepimiz biliyoruz ki, o firmanın reklam bütçesi neredeyse devlet bütçesi kadar büyük(tü). Günübirlik kazanmak yerine “kazan-kazan” yaklaşımıyla bir sponsorluk yürütülseydi, her iki taraf da daha kazançlı olurdu. Sizin otobüslerinizle yolculuk eden vatandaş, o ürünü hayatın her alanında isterken, o ürünü kullanan/tüketenler de markaya duyduğu güvenle sizin firmanızla seyahati tercih eder(di).
Buna dünyanın birçok ülkesinde, birçok sektörde, birçok ürünün üstünde tanık oluyoruz. En pahalı sporlardan biri olan otomobil yarışmalarında gerek araçların gerekse sürücülerin giyimlerinin her tarafında bir marka yer alıyor. Peki, karayoluyla yolcu taşımacılığı yapan otobüsler o lastikleri, o yağları, o yakıtları, o sarf malzemelerini kullanmıyor mu?
Otobüsçülerin kendi çalışmalarını, toplantılarını bile üreticilerin üzerine yıkmaya çalıştığını biliyoruz. Neden kendi toplantılarını kendileri finanse etmesinler ki! Daha geniş düşünülse, otobüslerin gövdesi bile değerlendirilebilir. Bu sadece reklam amaçlı değil, sosyal sorumluluk amaçlı da olabilir, olmalıdır. Bir zamanlar HAS Turizm, Hatay’ın tarihi ve doğal güzelliklerini yansıtıyordu otobüslerinin üzerinde. Çok doğru, çok önemli, çok gerekli bir girişimdi… Neden bitti ya da daha doğru bir deyişle, diğer firmalar kendi yörelerinin tanıtımını yapmayı neden düşünmedi? Ben, kişisel olarak o otobüslerin üzerindeki görüntülerden etkilenip Hatay’a gittim, şimdi depremle yıkılmış da olsa o tarihi şehri gezip görmüştüm. Benim gibi onlarcası olduğuna da inanıyorum.
Sektörün tümü böyle bir çalışma yapsa, bir yatırım olarak görün bunu, semeresini görürsünüz muhakkak. Tabii, sponsorluklarla bu yatırımınız daha da genişleyebilir. Çok şey geliyor aklıma… İnanıyorum, sizin de geliyordur muhakkak.
Sektörün eski gücünü yeniden yakalaması için dövünmek yerine yeni bir yaklaşımla yeni kapılar açmak gerekiyor.