Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi bizde de insanlar duygularını şiirlerle, şarkılarla duyurur. Aklınıza gençliğiniz gelsin, gönlünüzü düşürdüğünüz kişi (kadınsanız erkek, erkekseniz kadın) için şiirlerden şarkılardan yardım alıp duygularınızı dile getirdiniz. Yani, şiirler ve şarkılar bizi bize anlatan duygularımızdır.
“başka türlü bir şey benim istediğim:
ne ağaca benzer, ne de buluta.
burası gibi değil gideceğim memleket
denizi ayrı deniz,
havası ayrı hava…” diyor şair.
Öyle değil mi, hangimiz savaş istiyoruz, hangimiz anaların gözyaşı dökmesinden yanayız, kim ister gencecik yaşta daha hayatının baharında ölmeyi? Peki, iş cinayetlerini, kadınların öldürülmesini, çocukların hayatlarının söndürülmesini? Cevabınız yine “Hayır!” değil mi? Öyle olmalı… Çünkü biz bu dünyaya yaşamak, mutluluk tatmak, güzel şeyler yapmak için geldik. Hiç savaş, kan, öldürme geçer mi türkülerimizde? Muhakkak ki ağıtlarımız da var mutluluğumuzu yansıtan şiirler, şarkılar kadar. Hem geçse de, asıl hedef mutluluk değil mi?
Bugün, dört bir yanımızda bombalar atılıyor, insanlar öldürülüyor. Ukrayna-Rusya savaşı bitecek derken Filistin-İsrail arasında barış olacak diye beklerken ABD takviyeli İsrail bu kez İran’a bomba yağdırmaya başladı. Savaşlardan en çok etkilenenler sivillerdir. Bakın, İran’da, bir ilkokul bombalandı ve yüzlerce öğrenci çocuk, hiç günahları yokken, daha hayatın o tatlı yemişlerini yemeden öldü. Niye?
Bu “niye” sorusunda saklı cevabı.
“Kızıl gül olmayaydı” (bu gala taşlı gala) ile hepimizin dilinde olan ve duygularını şiire döken Azerbaycanlı şair Resul Rıza’nın talebi hepimizin talebidir.
Ben isterim ki
Bulutlar ağlasın,
Ama çocuklar ağlamasın;
Hiçbiri öksüzlük, yetimlik nedir duymasın.
Ben isterim ki
Konuşsun her çiçek kendi dilince;
Ama silahların kesilsin sesi.
Ben isterim ki
Kapansın bütün kapılar karanlığa;
Ama gözler kapanmasın
Sözler kapanmasın.
Ben isterim ki
Yangınlar sönsün,
Ama umutlar sönmesin;
Erişsin her meyve kendi dalında,
Yüreklere acı bir söz değmesin.
Ben isterim ki
Eğilsin dallar bereketten;
Ama insanoğlu başını eğmesin
Utançtan ya da güçsüzlükten.
Ben isterim ki
Gözyaşı gibi aksın pınarlar,
Toprağın üzerinde duru, berrak;
Ama pınarlar gibi akmasın gözyaşı,
Yeryüzünün hiçbir yerinde.
Ben isterim ki
Bir yıldızlar kalsın uykusuz
Gökyüzünün derinliklerinde;
Ama insanlar yatıp dinlensinler,
Taze bir güçle başlamak için
Güzel sabahlara
Aydınlık sabahlara.
Ben isterim ki
Her şey
Her şey
Her şey eğilsin insanın önünde,
Ama insan, insana tutsak olmasın.
Ben isterim ki
Sevinç bol olsun,
Mutluluk bol olsun
Ülkeden ülkeye giden yol olsun.
İran savaşı ile ilgili bir şairin “bir eşit değildir bire” diyor, özellikle haklının değil güçlünün, haksızın da güçsüzü alt ettiğini anlattığı şiirde. Haklı, her zaman güçlü güçsüzü (dereden su içmek isteyen kuzuya kurdun dediklerini hatırlayın) yeniyor, büyük balık küçük balığı yutuyor. Bir yaşamın hiçbir anında bire eşit olmadı ama…
Karayoluyla yolcu taşımacılığı hizmet sektörüdür, kimsenin yaşını, dilini, inancını, giyimini sormadan herkesi aynı görür ve gitmek istedikleri yere, emniyetli ve konforlu götürür. Bir, her zaman eşittir bire yolcu taşımacılığında. Ne duygusu ne ilgisi farklıdır birbirinden.
Bayramınız kutlu, barış dolu olsun.