Günümüzde insanların çoğu zaman birbirlerini olduğu gibi değil, bulunduğu makam ve taşıdığı unvan ile tanır. Kartvizitte yazan unvan, oda kapısındaki isimlik, makam aracı ya da imza yetkisi… Bunların tamamı statüdür. Oysa statü, kişiye ait değildir; görevle birlikte gelir ve görev bittiğinde sessizce geri alınır.

Burada sorun, statü sahibi olmak değil; Statüyü kişiliğin yerine koymaktır.

İş hayatında bazı insanlar bilgi, tecrübe ve karakterleriyle değil; sahip oldukları makamın gücüyle iletişim kurarlar.

Karşısındakinin fikrini dinlemek yerine unvanını hatırlatırlar.

Saygıyı kazanmak yerine talep ederler.

Yetkiyi hizmet için değil, üstünlük göstergesi olarak kullanırlar.

Türkiye’de birçok sektörde olduğu gibi karayolu ulaştırma sektöründe de bu tabloya sıkça rastlamak mümkündür. Yıllarca aynı koltukta oturan bazı yöneticiler, çevrelerinde oluşan ilginin kendilerine değil makamlarına gösterildiğini fark edemezler. Telefonları yoğun, davetleri eksik olmaz, herkes fikirlerini önemser. Ancak görev sona erdiğinde telefonların kesilmesi, ziyaretlerin azalması ve ilginin başka makamlara yönelmesi, acı ama öğretici bir gerçekle yüzleştirir: İnsanların önemli bir kısmı kişiye değil, statüye yaklaşmıştır.

İşte tam bu noktada davranışsal farkındalık başlar.

Bazı insanlar emeklilik veya görev değişikliği sonrasında ilk kez gerçek dostlarını tanırlar. Dün “efendim” diye hitap edenlerin bugün sıradan bir selamla yetinmesi, makamın geçiciliğini hatırlatır. Kimileri bu gerçekle olgunlaşır; daha mütevazı, daha anlayışlı ve daha insani bir bakış açısı geliştirir. Kimileri ise kaybettiği statünün yasını tutar ve geçmiş makamını konuşarak yaşamaya devam eder.

Karayolu ulaştırma sektörü, insan ilişkilerinin en yoğun yaşandığı alanlardan biridir. Patronundan şoförüne, terminal görevlisinden kamu yöneticisine kadar herkes birbirine ihtiyaç duyar. Böyle bir sektörde statüyle korku oluşturmak kısa vadede sonuç verebilir; ancak güven oluşturmaz. Güvenin olmadığı yerde ise sürdürülebilir başarı mümkün değildir.

Gerçek saygınlık, odanın büyüklüğüyle değil; odadan çıktıktan sonra insanların sizin hakkınızda söyledikleriyle ölçülür. Çünkü makam kapının içinde kalır, karakter ise insanın peşinden gider.

Hayatın en büyük sınavlarından biri, yetki elinizdeyken nasıl davrandığınızdır. Daha büyük sınav ise o yetkiyi kaybettiğinizde kim olarak kaldığınızdır.

Sonuç olarak statü; ödünç alınmış bir güçtür. İtibar ise yıllar içinde inşa edilen kişisel bir sermayedir. Statü biter, kartvizit değişir, makam odaları başkalarına teslim edilir. Fakat adaletli davranmış, insanlara değer vermiş, bilgisini paylaşmış ve tevazusunu korumuş insanların itibarı yaşamaya devam eder.

Bu nedenle kariyer planı yapan herkes kendisine şu soruyu sormalıdır:

İnsanlar bana makamım olduğu için mi saygı duyuyor, yoksa makamım olmasa da aynı saygıyı göstermeye devam ederler mi?

Bu soruya verilecek samimi cevap, sahip olduğumuz statünün değil; gerçek kişiliğimizin ve hayat boyunca biriktirdiğimiz itibarın en doğru göstergesi olacaktır.

Çünkü günün sonunda hatırlanan makamlar olmayacaktır. Ancak insanlara nasıl hissettirdiğimiz hafızalarda kalacaktır.