Sosyal, siyasal, ekonomik, ekolojik, kültürel sorunlarımız; bitmek bilmeyen barınma, beslenme, eğitim ve sağlık sorunlarıyla birlikte patlama aşamasına geldi. Siyasal erk, hemen her itirazı, her muhalif tepkiyi haksız, hatta hadsiz suçlamalarla gözaltı ve tutuklama ile susturmaya kalkınca, demokratik tepkiler şiddete yöneldi. Trafikte iki sürücünün birbirini öldüresiye dövmesi, silah çekmesi alışılagelen bir şeydi. Bir basamak daha atladık; bu kez ergenler (artık nereden alıyorlar, nasıl ediniyorlarsa) birkaç silah, yedek şarjörlerle okul basıp katliam yapmaya başladı.

Evet, ülkemizi çevreleyen geniş coğrafyada savaş var ve hepimiz okul da bitirmiş gençlerimizin geleceğinden kaygılıyız, hepimiz barınacak yer bulamadığımız, kiralara gücümüz yetmediği için tedirginiz. Hepimiz kazancımız az olduğu için eve yiyecek bir şey götürememenin utancıyla başımız yerde geziyoruz. Peki, bu okul baskınları, katliamlar da nereden çıktı?

Psikiyatri doktorum, “bize asıl gelmesi gerekenler gelmiyor” demişti. Kimler o “asıl”lar? Tabii ki, ekonomiyi bunca yıldır düzeltemeyenler, vaat ettikleri enflasyon oranını tutturamayanlar, işçiyi, emekliyi, maaşlıyı açlığa mahkûm edenler; başka kimse değil.

25 yılda, bilmem kaç milli eğitim bakanı değişmiş, her iki yıla bir bakan düşüyor. Birinin getirdiğini diğeri bozmuş, sahte diplomalar dağıtılmış, liyakatsiz akrabalar üst düzey görevlere getirilmiş… Ekonomi bakanlarını hiç sormayın; onlar daha beter. Çevre ve şehircilik bakanları ise (adındaki çelişkiyi bir yana bırakalım bu seferlik) sadece göz boyamakla meşgul. Sağlık bakanları, özel hastane sahipleri olunca ister istemez keser hep kendine yontuyor. Turizm bakanının da durumu farklı değil.

Bunlara bir de sevgisizlik eklenince boğazına kadar çamura batmış toplumun en dinamik gücü olan çocuklar –televizyon dizilerinin, sosyal medya paylaşımlarının ve oyunların da etkisiyle- evdeki, çoğunlukla ruhsatsız silahları kuşanıp “ihkakı hak” ile kendince çözüm bulmaya çalışıyor. (İhkakı hak, kişinin yasal yollara -mahkeme, icra vb.- başvurmak yerine, kendi hakkını bizzat zor kullanarak veya kendi imkânlarıyla almaya çalışmasıdır. Modern hukuk sistemlerinde genel olarak yasaklanmış olup, adaleti sağlama yetkisinin devlete ait olduğu ilkesine dayanır ve suç kapsamına girebilir.)

Temelinde ekonomik sorunlar yatıyor bu durumun. Çözüm bulamamanın sonuçlarıdır bunlar. Atasözü, “çözümsüz insan küfreder” diyor; demek ki küfür aşamasını bile çoktan geçmişiz. Burada bir temel anlayışı vurgulamak istiyorum: Çocuklar değil, anne babalar suçludur. Anne babaları suça iten ise devletin basiretsizliği ve başarısızlığıdır. Kuvvetler ayrılığını kaldırırsanız, Anayasayı bile uygulamazsanız, haksız tutuklamalarla insanları sindirmeye çalışırsanız, ülkenin büyük çoğunluğunu maden işletmelerine açarsanız, suyu olmayan İstanbul’a, sırf ABD istedi diye su havzasına “Kanal” açmaya kalkışırsanız ve daha nice insani olmayan uygulamaları yaparsanız olacağı budur.

Bur türkü anımsıyorum…

“Bitsin artık kara zulüm
Bayram benim neyime
Bitsin artık kara zulüm
Bayram benim neyime

Hep bize mi bunca ölüm
Kan damlar yüreğime
Hep bize mi bunca ölüm
Kan damlar yüreğime”

23 Nisan Çocuk Bayramı olsun; çocuklar öldürülmesin!