Dünya savaşıyor, bu savaşın etkisi en çok da Türkiye’yi etkiliyor. Bir yanda bitmek bilmeyen Rusya-Ukrayna savaşı, diğer tarafta İsrail-Filistin savaşı, bir de üstüne üstlük İran-ABD savaşı çıktı, Körfez ülkelerini de içine alan. Ortak savunma gruplarının ilkeleri doğrultusunda Türkiye asker gönderecek mi, giden askerlerimiz doğrudan cephede mi görev yapılacak soru işaretlerinin en büyüklerinden. Meclis tezkere çıkaracak mı? Çıkarabilir mi?

Başlığa çıkardığım, “Cumhuriyet’in 50. Yıl Marşı”nın nakaratı. Ancak cumhuriyet tek başına yetmiyor bu son dönemde, bir de savaşlara karşı olmak gerekiyor. Rusya-Ukrayna, Azerbaycan-Ermenistan, Irak ve Suriye savaşlarında arabulucu olan, olmak isteyen Türkiye barış elçisi konumunda. Bir başka deyişle barış tüm dünya için gerekli, hatta zorunlu ve Türkiye de barış istiyor.

Birileri savaşıyor diye biz neden “arada” kalıyoruz? Bir yerde kelebek kanatlarını çırpsa dünyanın diğer ucunda fırtına kopar, biliyorsunuz. Savaş(lar)ın etkisi en çok da bizi etkiliyor. İran-ABD savaşı uzayıp Körfez ülkelerine de sıçrayınca ana ulaşımını karayoluyla sağlayan Türkiye için akaryakıtın ülkemizin en çözülemeyen sorunu enflasyondan da yüksek arttırıyor. Hayat pahalılığının, ekonomik durumun, sosyal ve siyasal sorunların hatta temel barınma, beslenme, sağlık sorunlarının çözümlenemediği süreçte savaş nedeniyle yeni bir mağduriyet yaşamı alabildiğine etkiliyor.

Yerinde ve zamanında…

Başkanlık sistemiyle birlikte tüm kuvvetleri elinde toplayan iktidarın (başkan), her adımını dikkatli ve ince eleyip sık dokuyarak atması gerekir. Peki, öyle mi oluyor? Pek değil. Boğaziçi Köprüsünün yapımı için de benzer bir çekişme vardı: Zamanı mı, sırası mı?

Çalışanların hemen her kesimi kazandığının yetmediğinden yakınıyor. Asgari ücretin hatta memur maaşlarının da açlık sınırının çok altında kaldığı bilinen ve kabul edilen bir gerçek. Okullarda hâlâ ikili tedrisatla eğitim veriliyor, öğrencilere yemek veremiyoruz. Özellikle büyük şehirlerde kiralık ev bulunamıyor, kiralar çok yüksek. Deprem ülkesi olduğumuz söylense de ne şehirlerimiz ne yapılarımız ne de yaşamımız düzenlenebiliyor, hâlâ tedirginlik içerisinde yaşıyoruz. Uzaya, hem de Ay’a yumuşak iniş yapmak (sert iniş hedefi tutturulamadıysa da) bizim önceliğimiz olamaz.

Cumhuriyet, özgürlük ve insanca varlık yolu. Çözüm cumhuriyet ve demokraside, her ne olursa olsun. Tek seçeneğimiz de bu. ■